Dinimizde sofra adabı nedir ?

Sena

New member
Dinimizde Sofra Adabı: Bir Tabak Yemekten Çok Daha Fazlası!

Sofraya Oturunca Karnımız mı Doyuyor, Gönlümüz mü?

Arkadaşlar, size bir şey soracağım: Akşam yemeğinde sofraya oturduğunuzda evdeki en büyük mücadele ne oluyor? Yemeğin tuzunu ayarlamak mı, ekmeğin son dilimini kimin alacağı mı, yoksa herkesin elindeki telefonu bırakıp aynı anda birbirinin yüzüne bakmasını sağlamak mı? Bizim evde bazen çorbanın soğuması, aile toplantısının başlamasından daha kısa sürüyor! Bir de sofraya oturur oturmaz, daha ilk lokma alınmadan, “Bugün neler yaptın?” sorusuyla başlayan küçük çaplı sorgulamalar var. İnsan bazen mercimek çorbası içtiğini unutup hayatının muhasebesini yapmaya başlıyor. :)

Ama işin aslı şu ki arkadaşlar, sofra dediğimiz şey yalnızca karın doyurduğumuz bir masa değil. Aynı zamanda karakterimizin, sabrımızın, paylaşma anlayışımızın ve insanlara verdiğimiz değerin ortaya çıktığı küçük bir hayat sahnesi. Dinimiz İslam da yeme içme meselesine yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olarak bakmıyor; nimete şükretmeyi, israftan kaçınmayı, başkalarının hakkını gözetmeyi ve güzel ahlakı önemsiyor.

Peki, dinimizde sofra adabı tam olarak nedir? Hangi davranışlar sünnettir, hangileri toplumumuzda zamanla gelenek hâline gelmiştir? Bir de şu meşhur mesele var: Sofrada görgülü olmak, illa ki sessizce oturup kimseye bakmadan yemek yemek midir? Gelin, konuyu hem dinî kaynaklar hem de günlük hayattan örneklerle konuşalım.

1. Sofraya Besmeleyle Başlamak: Küçük Bir Söz, Büyük Bir Hatırlatma

İslam'da yemek yemeye başlarken Allah'ın adını anmak, nimetin Allah'tan geldiğini hatırlamanın güzel yollarından biridir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yemek adabına ilişkin hadislerinde besmele çekmek, sağ elle yemek ve kişinin kendi önünden yemesi gibi tavsiyeler yer alır.

Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de aktarılan bir rivayete göre Peygamber Efendimiz, Ömer bin Ebû Seleme'ye yemek yerken Allah'ın adını anmasını, sağ eliyle yemesini ve önünden yemesini tavsiye etmiştir.

Burada dikkatimizi çeken şey, tavsiyenin son derece günlük ve uygulanabilir olmasıdır. Yani İslam'ın sofra adabı, insanı hayatın doğal akışından koparan karmaşık kurallardan ibaret değildir. Aksine, sıradan bir davranışa bilinç ve nezaket kazandırır.

Düşünsenize, yemek masasına oturduk. Önümüzde mis gibi bir yemek var. Açlık deseniz zirvede, sabır deseniz son kullanma tarihine yaklaşmış! İşte tam o anda besmele çekmek, birkaç saniyeliğine durup nimetin kıymetini hatırlamaktır.

Üstelik besmele yalnızca bir kelimeyi söyleyip hemen yemeğe saldırmak olarak görülmemelidir. Asıl mesele, nimetin değerini bilmek ve onu elde etmek için emek veren insanları da unutmamaktır.

Tarlada çalışan çiftçi, sebzeyi yetiştiren üretici, yemeği hazırlayan kişi, sofrayı kuran aile bireyi... Bir tabak yemeğin arkasında çoğu zaman görünmeyen büyük bir emek vardır.

Sizce bir nimete şükretmenin en güzel yolu yalnızca dilimizle teşekkür etmek midir, yoksa o nimeti israf etmeden ve emeğe saygı göstererek tüketmek de şükrün bir parçası mıdır?

2. Sağ Elle Yemek ve Kendi Önünden Almak: Sofranın Görünmeyen Düzeni

Peygamber Efendimizin yemek adabıyla ilgili tavsiyelerinden biri de sağ elle yemek yemektir. İslamî kaynaklarda bu konuya özel önem verilir. Sağ elle yemek, Müslümanların gündelik hayatında sünnete uygun davranışlardan biri olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, sağlık durumu, engellilik veya kişinin elini kullanmasını zorlaştıran başka bir durum söz konusu olduğunda insanları incitmek ya da güçlerinin yetmediği bir davranış nedeniyle suçlamak doğru bir yaklaşım değildir. Dinî öğütleri değerlendirirken merhameti ve şartları gözetmek gerekir.

Bir diğer önemli davranış ise kişinin kendi önünden yemesidir. Bu tavsiye özellikle ortak tabaktan yemek yenilen sofralarda anlam kazanır. Herkesin tabağın kendi önündeki bölümünden alması, hem düzeni hem de diğer insanların hakkına saygıyı destekler.

Şimdi bunu günlük hayata uyarlayalım. Ortada büyük bir pilav tepsisi var. Bir kişi kaşığını tabağın bir ucundan diğer ucuna kadar gezdiriyor, sanki maden arama çalışması yapıyor. Diğeri ise en güzel parçaları seçmek için stratejik bir operasyon yürütüyor. Masanın öbür ucundaki kişi de sessizce bekliyor ama bekleyişi, son lokmayı gözüne kestirmiş bir satranç oyuncusunun sabrına benziyor!

Oysa sofra adabının amacı, en güzel lokmayı en hızlı alan kişinin kazanması değildir. Önemli olan, herkesin rahatça yiyebilmesi ve ortak nimetten adil biçimde yararlanabilmesidir.

Günümüzde herkesin ayrı tabağının bulunduğu sofralarda da aynı anlayış geçerlidir. Başkasının tabağına izinsiz uzanmamak, servis kaşığını temiz kullanmak ve yemek dağıtılırken önce başkalarının ihtiyacını da düşünmek bu anlayışın günlük hayattaki karşılıklarıdır.

3. Az Yemek, İsraf Etmemek ve Ölçülü Davranmak

Dinimizde yeme içme konusunda öne çıkan ilkelerden biri ölçülü olmaktır. Kur'an-ı Kerim'in A'râf suresinin 31. ayetinde, yiyip içmek fakat israf etmemek buyrulur. Bu ayet, sofradaki davranışlarımız için oldukça açık bir ölçü sunar.

Burada önemli bir ayrıntı var: Ölçülü olmak, herkesin aynı miktarda yemek yemesi gerektiği anlamına gelmez. Bir sporcunun enerji ihtiyacıyla hareketsiz çalışan birinin ihtiyacı aynı olmayabilir. Çocukların, yaşlıların ve sağlık durumuna bağlı özel beslenme gereksinimi olan kişilerin ihtiyaçları da farklıdır.

Dolayısıyla ölçülülük, kişinin ihtiyacını tanıması ve yiyeceği bilinçli tüketmesidir.

Mesela misafir gelecek diye on çeşit yemek hazırlanıyor, masanın üzerine sanki küçük çaplı bir düğün menüsü kuruluyor. Misafirler ise iki kaşık çorba, biraz pilav ve bir dilim tatlı yiyebiliyor. Ertesi gün buzdolabında kalan yemekler aile üyelerine bakıyor, aile üyeleri de yemeklere bakıyor. Aralarında sessiz bir anlaşmazlık var: Kim kimi bitirecek?

Aslında burada mesele yemek hazırlayan kişinin emeğini küçümsemek değil. Tam tersine, o emeğin ve nimetin değerini korumak. İhtiyaçtan fazla hazırlanan yiyeceklerin uygun koşullarda saklanması, kalan yemeklerin güvenli biçimde değerlendirilmesi ve alışverişin planlı yapılması hem ekonomik hem de ahlaki açıdan anlamlıdır.

Üstelik israf yalnızca çöpe atılan yemeklerden ibaret değildir. Yenmeyecek kadar fazla sipariş vermek, sırf gösteriş olsun diye tüketemeyeceğimiz miktarda yiyecek hazırlamak veya başkasının ihtiyacını düşünmeden ortak yiyecekleri tüketmek de üzerinde düşünülmesi gereken davranışlardır.

Burada erkeklerin ve kadınların yaklaşımını da klişelere düşmeden ele alabiliriz. Örneğin, planlamayı seven bir baba haftalık yemek listesini hazırlayıp alışveriş masrafını hesaplayabilir. Başka bir ailede ise aynı işi anne üstlenebilir; hatta evin üniversite öğrencisi oğlu, yemeklerin porsiyonlarını hesaplayan kişi olabilir. Bir başka evde de anne, kalan yemekleri değerlendirirken aile bireylerinin damak zevklerini ve ihtiyaçlarını gözetebilir; baba ise komşusunun zor durumda olduğunu öğrenince fazla yiyecekleri paylaşmayı önerebilir.

Bunların hiçbiri cinsiyete özgü zorunlu roller değildir. Çözüm üretmek, empati kurmak, planlama yapmak ve paylaşmayı düşünmek herkesin geliştirebileceği özelliklerdir.

Soframızda gerçekten ihtiyacımız kadar mı tüketiyoruz, yoksa bazen başkalarına gösteriş yapmak uğruna nimetin kıymetini mi unutuyoruz?

4. Sofrada Başkalarını Düşünmek: Görgünün Kalbi Empatidir

Bir insanın sofra adabı, yalnızca kendi tabağında ne yaptığıyla ölçülmez. Başkalarının rahatını ne kadar gözettiği de en az bunun kadar önemlidir.

Diyelim ki sofrada altı kişi var ve ortada altı dilim börek bulunuyor. Herkesin birer dilim alması durumunda sorun yok. Ancak bir kişi daha ilk turda üç dilim alırsa diğerleri ne yapacak? Belki birileri aç kalmayacak ama sofradaki paylaşım duygusu zedelenecek.

İşte burada nezaket devreye giriyor. Önce herkesin yetecek kadar almasını beklemek, ihtiyaç hâlinde yeniden servis yapmak, yaşlıların veya yardıma ihtiyaç duyan kişilerin işini kolaylaştırmak güzel davranışlardır.

Fakat bu konuda da ince bir çizgi var: Yardım etmek ile insanı mahcup etmek aynı şey değildir.

Örneğin, yaşlı bir misafire tabağını doldurmadan önce isteyip istemediğini sormak nazik bir davranıştır. Ancak o kişi istemediğini söylediği hâlde tabağına sürekli yemek koymak, iyi niyetle yapılmış olsa bile rahatsız edici olabilir.

Aynı durum çocuklar için de geçerlidir. Çocuğa tabağını bitirmesi için baskı yapmak yerine ihtiyacı kadar almayı öğretmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Yemek, aile içinde güç mücadelesine dönüşmemelidir.

Bir de yemek seçen misafir meselesi var. Ev sahibi büyük bir özenle yemek hazırlamış, misafir ise bazı yiyecekleri sağlık, alerji, inanç veya kişisel tercihleri nedeniyle tüketemiyor olabilir. Böyle bir durumda onu sorguya çekmek ya da mahcup etmek yerine anlayış göstermek gerekir.

Ev sahibinin emeğine saygı göstermek önemlidir; ancak misafirin de kendi sınırları ve ihtiyaçları vardır. İyi sofra adabı, iki tarafın da birbirini anlamaya çalışmasıyla güzelleşir.

Empati yalnızca duygusal bir yaklaşım değildir. Bazen çok pratik bir çözümün de temelidir. Bir kişinin rahat yiyebilmesi için servis tabağını yaklaştırmak, çocuğun ulaşabileceği bir yere su koymak veya alerjisi olan misafir için ayrı bir yemek hazırlamak hem düşünceli hem de çözüm odaklı davranışlardır.

Kısacası, sofrada insanları rahat ettirmek için büyük jestlere gerek yoktur. Bazen küçük bir soru, uzun bir konuşmadan daha değerlidir: “Bir şeye ihtiyacın var mı?”
 
Üst