Parapsikolojinin kurucusu kimdir ?

Sena

New member
Burada kendimize şu soruyu sormak ilginç olabilir:

Aynı deneyimi yaşayan iki kişi, farklı kültürlerde yetişmiş olsaydı yaşadıklarını aynı şekilde mi yorumlardı?

Muhtemelen hayır.

Kadınlar ve Erkekler Konusunda Daha Dikkatli Bir Okuma Gerekiyor

Parapsikoloji tarihini anlatırken erkeklerin bireysel başarılarına, kadınların ise yalnızca “destekleyici figür” rolüne indirgenmesi de ciddi bir eksiklik olur.

J. B. Rhine'ın adı çok daha fazla öne çıksa da eşi Louisa E. Rhine da bu alanın önemli isimlerinden biriydi. Louisa Rhine, günlük yaşamda bildirilen olağandışı deneyimleri, kişisel anlatıları ve spontan vakaları uzun yıllar inceledi. Kaynaklarda onun çalışmalarının laboratuvar deneylerinden farklı bir araştırma alanına odaklandığı açıkça görülüyor. Ansiklopedim.com+1

Bu durum bana önemli bir noktayı düşündürüyor: Tarih yazımı bazen “laboratuvarı kuran kişi”yi öne çıkarırken, insanların gerçek yaşam deneyimlerini belgeleyen kişilerin katkısını arka plana atabiliyor.

Kadınların toplumsal ilişkilere, aile ağlarına, kültürel aktarıma ve kişilerarası deneyimlere daha fazla odaklanması yönündeki gözlemler bazı toplumlarda sosyalizasyon biçimleriyle ilişkili olabilir; ancak bunu biyolojik veya evrensel bir kadın-erkek özelliği olarak kabul etmek doğru olmaz. Aynı şekilde erkeklerin bireysel başarı, keşif ve akademik statüye daha fazla yönelmesi de değişmez bir doğa yasası değildir.

Cinsiyet rollerinin eğitim, meslek yapısı, ekonomik koşullar ve kültürel beklentiler tarafından şekillenebildiğini hesaba katmak gerekir.

Louisa Rhine'ın çalışmaları bu nedenle sembolik açıdan da değerli: Parapsikolojinin tarihi yalnızca “olağanüstü yeteneği kanıtlamaya çalışan erkek bilim insanları”ndan oluşmaz; kişisel deneyimlerin, aile ilişkilerinin, toplumsal anlatıların ve gündelik hayatın da araştırma konusu olduğunu gösterir.

Spiritüalizmden Laboratuvara: Küreselleşen Bir Konu

19. yüzyılın sonlarında Avrupa ve Amerika'da spiritüalizm oldukça etkiliydi. Medyumluk seansları, ölen kişilerle iletişim kurma iddiaları ve ruh çağırma toplantıları kamuoyunun ilgisini çekiyordu.

Society for Psychical Research tam da bu atmosfer içerisinde ortaya çıktı. Kurumun kuruluşunda amaçlardan biri, medyumluk ve diğer tartışmalı fenomenleri eleştirel ve sistematik biçimde araştırmaktı. Psi Ansiklopedisi

Daha sonra Rhine'ın yaklaşımı bu ilgiyi laboratuvara taşıdı.

Bu süreç aslında küreselleşmenin güzel bir örneği. Yerel ve geleneksel inançlar Avrupa'da akademik araştırmanın konusu haline geldi; Avrupa'daki araştırma yöntemleri Amerika'daki üniversitelerde yeniden şekillendi; ardından parapsikoloji farklı ülkelerde araştırmacılar tarafından ele alınmaya başladı.

Parapsychological Association'ın tarihçesinde de alanın başlangıcından itibaren uluslararası bir niteliğe sahip olduğu ve farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirdiği belirtiliyor. Psi Ansiklopedisi

Benzerlikler Bize Ne Anlatıyor?

Farklı kültürlerde tekrar tekrar karşılaştığımız bazı temalar var:



  • []Rüyaların özel bilgi taşıdığı düşüncesi,

    []Ölülerle veya atalarla iletişim kurma inancı,

    []Geleceğe ilişkin bilgi edinme çabası,

    []Şifacı veya medyum kişilere özel statü verilmesi,

    []Trans ve değiştirilmiş bilinç durumları,

    []Sezginin sıradan duyuların ötesinde bilgi sağlayabileceği düşüncesi.
Oxford'dan Emma Cohen ve Justin Barrett'ın çalışmaları, ruhsal varlıklar tarafından “ele geçirilme” veya possession inançlarının farklı kültürlerde tekrar eden biçimlerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor. Bu araştırmaların önemli tarafı, tek bir açıklamanın bütün kültürlerdeki deneyimleri açıklamak için yeterli olmayabileceğini göstermesi. AnthroSource

Dolayısıyla “Bütün bunlar sadece batıl inançtır” demek de “Bütün bunlar kesinlikle doğaüstüdür” demek de araştırma açısından fazla kolaycı olabilir.

Antropoloji bize deneyimin toplumsal anlamını; psikoloji bize algı, bellek ve bilişsel süreçleri; tarih bize kavramların zaman içinde nasıl değiştiğini; parapsikoloji ise olağandışı iddiaları deneysel olarak inceleme girişimlerini sunuyor.

Bugün J. B. Rhine'ın Mirası Nasıl Değerlendirilmeli?

Rhine'ın en önemli mirası, olağandışı deneyimlere ilişkin soruları sistematik ölçüm ve deney tasarımı içine sokma çabasıdır. Duke Üniversitesi'nin arşivleri onun çalışmalarının telepati, durugörü, önsezi ve psikokinezi gibi başlıklara odaklandığını gösteriyor. exhibits.library.duke.edu

1957'de Parapsychological Association'ın kurulmasına öncülük etmesi de alanın profesyonelleşmesi açısından önemliydi. Parapsychological Association

Fakat Rhine'ın mirasını değerlendirirken bilimsel tartışmanın devam ettiğini de unutmamak gerekiyor. Bir deneyin yapılmış olması, test edilen fenomenin kesin biçimde kanıtlandığı anlamına gelmez. Bilimde tekrarlanabilirlik, yöntem kalitesi, istatistiksel analiz, bağımsız doğrulama ve alternatif açıklamaların değerlendirilmesi kritik öneme sahiptir.

Bence parapsikolojiyi ilginç kılan şey tam da bu gerilimdir: İnsanların çok eski deneyimleri ile modern bilimsel yöntemin karşılaşması.

Sonuç: Kurucu Bir Kişiden Çok Daha Büyük Bir Hikâye

“Parapsikolojinin kurucusu kimdir?” sorusunun kısa cevabı J. B. Rhine olacaktır. Ancak kapsamlı cevap bundan daha karmaşıktır.

19. yüzyıldaki psikolojik araştırma ve spiritüalizm tartışmaları, Society for Psychical Research, Frederic Myers ve Henry Sidgwick gibi isimler modern alanın zeminini hazırladı. J. B. Rhine ise 1930'lardan itibaren bu araştırmaları Duke University'de laboratuvar ortamına taşıyarak modern deneysel parapsikolojinin şekillenmesinde belirleyici oldu. Louisa Rhine gibi araştırmacılar ise gündelik yaşam deneyimlerinin ve bireysel anlatıların önemini ortaya koydu.

Dünyanın farklı toplumlarına baktığımızda ise telepati veya parapsikoloji kelimelerinden çok daha eski bir ortak merakla karşılaşıyoruz: İnsan zihninin sınırları nerede başlıyor ve nerede bitiyor?

Belki de asıl ilginç soru bu.

Bir Sibirya şamanının ruhlarla iletişim deneyimi ile 1930'larda Zener kartlarına bakan bir Duke öğrencisinin tahminleri aynı şey değildir. Bir Anadolu insanının rüyasını yorumlamasıyla modern bir parapsikoloji laboratuvarındaki kontrollü deney de aynı yöntem değildir. Fakat hepsinin altında, insanın görünenden fazlasını anlamaya yönelik ortak merakı bulunabilir.

Bu yüzden konuya yaklaşırken iki uçtan da uzak durmak gerekiyor: Her olağandışı deneyimi küçümsemek kadar, her açıklanamayan deneyimi otomatik olarak doğaüstü kabul etmek de sağlıklı bir araştırma yöntemi değil.

Asıl merak uyandırıcı olan ise şu sorularda yatıyor:

Farklı kültürlerde insanların benzer olağandışı deneyimler bildirmesi ne anlama geliyor? Kültür mü deneyimi şekillendiriyor, deneyim mi kültürü etkiliyor? Bir rüyanın anlamını onu gören kişi mi belirliyor, yoksa içinde yaşadığı toplum mu? Ve modern bilim, henüz açıklayamadığı deneyimlere yaklaşırken ne kadar açık fikirli, ne kadar eleştirel olmalı?

Bence parapsikoloji tarihini anlamanın en verimli yolu, bu soruların hiçbirini aceleyle kapatmadan araştırmaya devam etmek. Çünkü Rhine'ın başlattığı laboratuvar geleneği ile dünyanın çok daha eski spiritüel ve kültürel mirasları arasında bugün hâlâ konuşulabilecek oldukça geniş bir alan bulunuyor.
 
Üst